2 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni yılın ilk güzel günleri...ben henüz yeni yıla giremedim ya komşular...
henüz komşum yok ya hani, kendimi salak gibi hissediyorum. ama sanırım bu salak gibi hissetmeler sadece bununla alakalı değil...
kendimi ezilmiş hissediyorum...yalnız, mutsuz, karamsar...kafam o kadar karışık ki...hem kendimi suçluyorum sürekli, hem boğuluyorum hem eziliyorum...
tuzlu tuzlu sular...
baş ağrısı...
kalemsizlik...

ne zamandır aynaya bakıp, kendime acıyarak, kızarmış göz çevremi boğulmuş gözlerle süzmüyordum... yaptım komşular, yine ne olduysa kendi kendime yaptım...  öğrendim sandığım herşeyin hatasını tekrar tekrar yaptığımı ve yine ama yine canımın acıdığını görmek boğuyor beni. seviyorum sözlerine kanmak boğuyor beni. sandığınız gibi değil.. bir kişi değil ellerini boynuma dolayıp sıkan...bir erkek ve aşk değil bu kadar yoran...Yorgunum demek bile istemiyorum, şikayet etmek bile istemiyorum.
uzun süredir acımı yazmamıştım...
bencillik...benim de edinmem gereken büyük bir erdem oldu, gözümü diktiğim...
kendime yapabileceğim en büyük işkenceleri ısrarla belime doluyormuşum gibi hissediyorum. 'onlar' ne yaptılar bana biliyorum, sürekli kendimi suçluyorum ama. 'onlar'sa sürekli onları suçladığımı sanıyorlar, onlara kızdığımı, küfrettiğimi, ağladığımı, sövdüğümü... oysa hepsi kendim için..
hep kendime kızıyorum, hep kendimi bokluyorum.

bak cesaretim yok artık, geç oldu, yorgunum...

tek istediğim çocukluğum..oysa çocukluğumda da sevmezdim ben kendimi. ağlardım, hüzünler biriktirirdim minik kalbimde... daha o zamanlar öğrendim sanırdım, eğer annen seni sevmiyorsa küçük çocuk, kimse seni bağrına basamaz. büyüdükçe unuttum bunu, büyüdükçe kandırdım kendimi. yine suçlanan bendim, yine ben tarafından, o bir yalan inanma ona diyen yine benim içimden biriydi.
Sürekli ha gayret dedim, şarkıdaki gibi. mutlu olmadım mı komşular? siz hiç mutsuz oldunuz mu?

unuttular beni, ne acılarla büyüdüğümü, neleri fark edip, neleri örnek aldığımı, sevmeyi sevilmeyi ne çok sevdiğimi...hayata güzel şeyler getiren biri olamıyorum belki, belki sırf hüzünü taşıyorum hayatınıza, ama nerden bilebilirdim ki, sizin hüzne bu kadar değer vermediğinizi? kendi övmelere girer tüm hüzünlerim, saklı kalsınlar bende..
ama kırmasaydınız beni böyle...ben bu yaşta, bu halde hala, boşlukta, belki hiç istemediğim bu hayatı yaşarken sizlerin de az da olsa sebebiyle, siz bben
ana bu kadar sırtınızı dönmeyecektiniz. siz sırtınızı dönüp ben açken karnınızı doyurmayacaktınız, siz ben üzgünken, benim gözümün içine baka baka mutluluk dansları yapmayacaktınız... soracaktınız en azından, dahil etmek isteyecektiniz... ben ki siz açken, sizle açlık grevine girebilecek gönüllülüğündeyken siz tokluğunuz a rağmen kocaman savunmalarla karşıma gelmeyecektiniz.

ben burada, bunları yazarken, ağlarken, kalbimi buzla örerken, siz....siz....
siz bensiz olamazdınız... doğrusu buydu gönlümdeki dostluğun, gerçeği buydu kalbimdeki aşkın...



yıllarca bok attığım, çokça kendisinden nefret ettiğim, olumsuz örnek olarak baş tacı edindiğim o kadın... anneme....ona dönüşmeyecektim ben yaşlandıkça... onun gibi kimse beni sevmiyor diye ağlayarak dolaşmayacaktım etrafta.... dolaşmamak için çırpındım, savundum, ağladım, bağırdım, çığlık attım, küstüm bile size... sizin söylediğiniz tek şey benim öyle, böyle, şöyle oluşum oldu. korumadınız beni. niyetim habire sizleri suçlamak hiç değil. daha çok sevebilirdim sizi, daha çok kollardım herşeyden, eğer ki siz sadece kendinizden korumuş olsaydınız beni. insanlığınızdan koruyabilseydiniz beni...
yaptıklarım için size, üzgünüm... öyle büyük büyük olaylar değil ha bunlar, yanlış sanmayın komşular....
ben açtım onlar doyarken, onlar mutlulukla sarhoşken, ben onlar için sürprizler düşünürken, onların beni kendi sürprizlerinin dışında bırakmalarıydı mesele... bunlar ve pek çok benzeri...

istemiyorum kimseyi sevmeyi, güvenmeyi... isteğim karanlık bir gökyüzü, uzuuun upuzun boş bir vadi, karanlık... ortasında ben, tepemde minik bir ışık, evet mahcubum komşular, korkuyorum azıcık karanlıktan.. sevdiğim müzikler, kitaplarım ve ben. keşke dedikleri gibi ıssız bir adaya düşsem...

ve her giden parçam yerine, yenisini doğurdum...

sanmayın büyük bir vurgun yedim komşular, sanmayın derdim dünya kadar... hüznü severim, gözyaşına verdiğim değeri, gelip geçici, uçucu gülücüklere vermem... yalandan gülümseyin bana dert değil, ama yalandan ağlamayın... yalandan sevin, ama yalandan nefret etmeyin...



kendimi bir adım daha atamaz, bir kez daha gülemez hissediyorum. bilirim herkes hissetti bunu, benim kadar sık, benim kadar yoğun ya da değil. hissedenler de bilir, bu duygu kalıcı değil... kendi acımı küçümseyerek iyileşebilirim ben. başkalarının acıları bana güç verebilir...


Kendimi iyileştirme derdindeyken bile, yalnız bırak beni ısrarları ve tehditleriyle, kırmaya devam ediyorum. görüyorsunuz ya, ben hala kötü biriyim... ben bile insanlığımdan sıyrılamıyorum... ağlamaktan içimi dışımın kılıfı ettim. eski, üzgün, yorgun, karamsar, mutsuz ergenliğime döndüm. nedeniyse, yine sevgisiz ve yalnız hissetmem... müziğe ve sevgiye bu derece bağlı olmasaydım, belki kitaplara ve insanlara da bağlı olmazdım.  o zaman gözyaşım da akmazdı ardı sıra ve o zaman bunları da yazmazdım, kimseye de uzun uzun şikayet etmezdim, değil mi komşular?

Böyle zamanlarımda kendime kızdığım şeylerin başında, bir sığınak aramak geliyor. en büyük hatan bu diye yine kendime saydırıyorum... tek başına ayakta duramıyorsun, acını bile tek başına yaşayamıyorsun sen oluyor ardından gelenler...
...please teach me gentle how to breathe....
derin nefesler alarak, uzun izler bırakan göz suyu akıtarak ve bu şarkıları dinleyerek yazdığım tüm bu yazılar içimin sızısı... ruhumun yere diz çökmüşlüğü... yalnız mıyım? görünen o ki hayır, ama her görünen gerçekten var mı sizce? sanmayın... yalnızım... kendim bile kendimden uzaktayım... aklım piyano tuşlarının altında eziliyor, gönlüm buradan çok uzakta...

daha fazla ağlayamayacağım, daha fazla yazamayacağım...
madem onlar bensiz doyuyor, madem bensiz mutluluk dansları devam edebiliyor... ben de karnımı doyururum, tek kişilik soframda...ben de her zamanki gibi yalnız dans ederim. ağlamadan sırayla...


siz hiç aç kalmayın, siz hep dans edin, ağlayarak ya da gülerek...
süpürgeden partnerle ya da  çift kişilik danslarla...





















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder