Ne yazacağımı bile bilmeden başlıyorum kelimeleri parmak ucumdan doğurmaya. Konuşmaya da böyle başlarım, sonra hiç susmam. Yine öyle başlıyor herşey. Yazıyorum. Sonra durmuyorum.
Uzun zamandır, yine yaşıyorum. Yaşamaya devam ediyorum. Mutlu değilim, tam değilim, daha ne kadar sıfat isterseniz, kendim bile o sıfatları taşımadığımdan ancak yazdıktan sonra emin olacak gibi sıralayabilirim. Bu olumsuzlukları nasıl olur'a dönüştüreceğimi de bilemiyorum. Öyle mutsuzluklarından sızlanıp, çözümünü aramayan insanlardan değilim. Elimden geleni yapıyorum ancak mesele ilişkiyse tek tarafın çabası pek ihtimal taşımıyor çözüm adına. Sorularım her zamanki gibi, derime yapışmış. Okumak istiyorum, dahası yazmak ve hayalgücümü yeniden kıpırdatmak.
En çok hayallere ihtiyacım var şu sıralar, kendimi yeniden özel hissetmeye, olumlu bir ortam, huzurlu bir çevreye ihtiyacım var. Kendimi de horgörüyorum. Çabalıyorum ama daha fazlası olmalı diye düşünmeden edemiyorum. Daha fazlasına olan ısrarımla, daha da çabaladığımı sanarak kendimi daha da yıpratıyor herkesten herşeyden soğuyorum. İstediğim hayat ve istediğim insanlar değil bunlar. Bir ömür böyle geçmez. Oturamam yerimde bir ömür, parasızlık çekemem ya da umudumu gübreleyemem. Elbette bir ömür sürmez hiçbir şey. En güzel şeyler bile hayatınızda başınıza gelen, sizin ömrünüze eşit bir ömre sahip değildir. Siz belki de daha sizin yolunuzun yarısındayken, onlarınki tükenir. Ne hissederseniz hissedin...Ne yaparsanız yapın..
Hep 'daha' fazlasını istediğim doğrudur. Bunun farkındalığıyla kendimi söndürmeye çalıştığım daha da doğrudur. İnsanlıktan öteye geçemiyor bu zavallı bedenim de. Ruhum ne derse desin. Artık bahar gelsin. Ne yazın o sıkıcı sıcaklığı ne de kışın o öldürücü soğuğu olmasın. Hem üşüyelim hem ısınalım...Mutlu huzurlu olalım. Sadece ben değil yani herkes olsun. Yoksa sizler mutsuz oldukça beni de mutsuz ediyorsunuz. Ve ben yüzüme göre kocaman ellerimle yine kocaman gözlerimi kapatarak sizin mutsuzluğuna suskun kalacak kadar özgür olamıyorum.
Görüyorum sizleri..Her gün nasıl yaşadığınızı. Nasıl savaştığınızı ve nasıl, nelerle uğraştığınızı. İçgüdülerinize, arzularınıza nasıl yenildiğinizi.Sizlerden farklı değilim, sizler de benden. Sıradanız. Ama sıradan değilim diye bağırıyor saçınızdaki boya, dudağınızdaki küfürler. Küfürler ki, sizlerin cahilliğiyle sizden önce bayağılınızı sunuyor bana. Öfkenizi, heyecanınızı ya da herneyse hissettiğiniz, mevcut bilginiz bunu sergilemeye yetmiyor. Yetmiyor ki, daha da adileşip, başkaları için çok önemli olan bazı tutkuları ağzınızda kirletiyor, alaşağı ediyorsunuz. Ve ben sizleri değiştirmek en azından bilinçlendirmek için boşuna konuşuyorum. Konuşmak hiç zor değil, hiçbir zaman da olmuyor. Ne isterseniz konuşabiliriz, yeterki hem konuşabilecek tahammüle hem de saygıya sahip olun. Ben sizlerden farklı değilim, sizler benden farklı olmak için çabalarken yok oluyorsunuz. Geriye dönüp baktığınızda da göremiyorsunuz, bazılarınız, zamanınızı neyle öldürdüğünüzü. Katlediyorsunuz, başka en güzel en mutlu şeylerle geçirebileceğiniz zamanınızı. İki şekilde de katledebilirsiniz kendinizi ve ömrünüzü, ya eğlenecek ya da sürekli bir şeylere bir yerlere yetişmeye çalışacaksınız. Bu yüzden çok yoruluyorsunuz. Her gün yoruluyorsunuz, evlerinizde, yatağınızda, yürürken, sohbet ederken...
Ben bu yüzden yoruluyorum.
Size yetişemiyorum. Sizinle yarışamıyorum. Güzelliklerinize bakıyorum, nasıl harcandıklarına, nasıl harcandıklarını takip etmek için bile sizinle paralel olmalı yolum. Ben en geride kalıp herkesin gidişini izlemek istemem, ama sizinle aynı olamadığım için de üzülmeden edemiyorum. Siz değilsiniz bu, maskelerim yok diyenler de siz değilsiniz. Olağanüstü kelimesini telaffuz etmekten kaçarken siz, başkası size söylesin diye çabalarken, nefesiniz yorgunca uçuyor ağzınızın kenarında. Nefes alıp vermek değil yaptığımız iş. Tüm dünyayı yutmak içinize çekmek istiyorsunuz, tüketmek herşeyi. En iyisi, en güzeli, en karakterlisi, en değerlisi, en pahalısı sizde olsun, sizden farklı olan herkes ölsün, tek farklı siz kalın istiyorsunuz. Sizden olanlarla arkadaşlık kuruyor aynı kini güttüğünüzden çok da çabuk düşman oluyorsunuz. Siz...Biz..Ben...Hepimiz.
Wetalksissy
27 Mart 2012 Salı
27 Ocak 2012 Cuma
Epeydir yazamadım komşular..konuşamadım bile, kendime bile tek söz edemedim... ne olduğunun bile farkına varamadım epeyce... neydi bu kadar beni karamsar eden çözemiyorum. her zaman 'b' insanı olmuşumdur ve evet bu artık sıkıyor. bir tarafa çekilmeliyim artık. sanki uzunca bir yolu geride bıraktım, ardıma dönüp baksam, bazı yolların üstünde kara bulutlar, bazılarında gökkuşağı, bazılarındaysa günlük güneşlik cıvıl cıvıl havalar var. Hepsini aştım, her havayı içime çektim sindire sindire. Hep inandığım şeyi, mutluluğunu yaşıyorsan bencilce, sonuna kadar doymak istiyorsan, hüznüne de o derece sadık olmalısın, o kadar çok sahiplenmelisin onu. o da senin... Şimdiyse önümde ne var göremiyorum... Sisler var, arada açılan, bulutlu mu güneşli mi üstlerindeki hava topluluğu bilemediğim yollarım var...Yine hepsi benim.Hani kadere inanıyorsunuz ya? Söyleyin bana hangisi benim kaderim, hangisi benim alınyazım, yolçizgim olsun isterim...İşte burada tıkanıyorum. İşte burada yola oturuyorum, elimde kitaplarım, boynumda altın rengi minik bir filim, başı çeneme doğru kalkmış, gözüme ulaşamamış gözleri, yarı yolda kalmış, benim gözlerimse sisleri aralamaya çalışıyor, titrek, mağrur... Dizlerim karnıma çekili, ellerim üzerlerinde ve elbette çenem de ellerimin üzerinde ...Sadece bekliyorum. Neyi olduğuna da net bir cevap bulamadım, geriye baktıkça bu kez beklediğimin kendim olduğunu görüyorum.. Bu kez ben adım atmak istiyorum, rastgele olmasın seçimlerim, keşkeler büyümesin minik yüreğimin üstünde ve ellerim sızlamasın yalnızlıktan.. Korkularımın geçmesini de bekliyormuşum komşular, işte sizleri bu yüzden seviyorum. Sizler beni konuşturuyorsunuz ben sayenizde cevaplara ulaşıyorum, ruhum parmak uçlarımdan size akıyor ya, bedenimle ruhumu bu ekranda buluşturuyorum sayenizde.
Ruhumda rüzgarlar...kararsızlıklar, pişmanlıklar, umutsuzluklar... bir yol var bana, kaç vaktedir, ne zaman görünür, havası nasıldır zamanla göreceğiz... görmek ister miyim gibi sorular..
evet tam olarak öyle demek istedim, biliyor musunuz, canınız cehenneme. yollarıma değil, sislere değil, ya da geçmişteki karaltılara, hatalara değil... beni üzenlere, şimdiki zamanda beni salak yerine koyup üzmeye çalışanlara... bu kısım artık isyan komşular, iki satır arasında ne kadar olay yaşadım bir bilseniz.. sizin buradaki iki satır aranız benim buradaki 10 dakikama bedeldi ve ben o on dakikada neler gördüm, ne hayalkırıklıkları yaşadım ve ne kadar ağladım bir bilseniz.. cümlelerime gerektiği değeri sizler de vermiyorsunuz biliyorum, ziyanı yok. kimse de okumuyor henüz yazılarımı, komşularım taşınmadı henüz. çünkü adresim net değil hala.. eğer bir gün temelli gidersem bu evden, şehirden ve ülkeden bilin ki hepsinin canları cehenneme gitsin diye.
Basit insanlar gibi, kalbine, aşka tıkanıp kalmayı istemem. Ama bu on dakikada kalbime bir darbe daha indiğinden bugünlük basitseyeceğim kendimi..
Her kalbimi karşıma alıp, ruhumla bedenimi buluşturduğumda, sonradan pişman olacağımı ve asla tekrar aynı karamsarlığa düşüp aynı duyguları hissedemeyeceğimi düşünürüm. Az önce fark ettim ki, öyle değil...Hissediyorum. Kapatamıyorum yaralarımı. Ölmesine az kalmış insanlarınki gibi ruhumdan kalbime inen yollar, yaralanmış, hırpalanmışlar, kanıyorlar ve hiç de kolay kapanmıyorlar. O kadar çok kan aktı ki artık, istedim dursun gitsin. Biliyor musunuz istediklerimin olduğu da olur.İşte o zamanlarda, ardıma bakmadan giderim. Aradan yıllar geçer, gördüğümde elim ayağım, kalbim, kanı tükenmiş ancak yine de kapanmamış yollarım titrer, acır.
Hayır konuşacak kimsem kalmadı. Önceden konuşurdum, hep. İçi-dışı bir derler ya, öyleydim. Ne oldu biliyor musunuz? İçimi benzettiler. Yok yere kürkleri, postları yok hayvanların. Hayvanlaştım. Artık aksine o kadar ciddi oldum ki, sürekli değil ancak, aniden oluveriyor herşey, ben farkına varmadan.. Konuşacak, ağlayacak zaman gidip ağlamamı sabırla dinleyecek ve en azından o an beni teselli edecek kimsem kalmadı. Varsa da benim elimde değil yapamıyorum artık. Bu yüzden de gitmek istiyorum yaşadığım, elimin değdiği her şehir maketinden, insandan. Yerimde duramamalarım da bu yüzden. Temiz, umut dolu, heyecanlı yeni başlangıçlar. Sanmayın sisler aralandı. Herşey buğulu hala... Yollar kapalı, dışarısı karlı, üzerime yağmur yağıyor, umudum damağımda gök kuşağı, kitap hırsızıma ihanet ediyorum sizlerle, sen, her kimsen ve beni hangi şartlar altında nasıl okuyup ne derece hissediyorsan, seninle..Liesel'i aldatıyorum seninle. Biraz daha kal istiyorum, yüreğim dökülsün azıcık daha.
Ama o kadar yanıyor ki canım, yazmak istemiyorum. Bilirsiniz iki işi aynı anda yapamıyorum. Yoksa ben de isterdim, hem gümbür gümbür ağlamayı hem de sizlerle sohbet etmeyi. Şimdilik affedin, yüreğimi soğuk suya daldırıp döneceğim.
Ruhumda rüzgarlar...kararsızlıklar, pişmanlıklar, umutsuzluklar... bir yol var bana, kaç vaktedir, ne zaman görünür, havası nasıldır zamanla göreceğiz... görmek ister miyim gibi sorular..
evet tam olarak öyle demek istedim, biliyor musunuz, canınız cehenneme. yollarıma değil, sislere değil, ya da geçmişteki karaltılara, hatalara değil... beni üzenlere, şimdiki zamanda beni salak yerine koyup üzmeye çalışanlara... bu kısım artık isyan komşular, iki satır arasında ne kadar olay yaşadım bir bilseniz.. sizin buradaki iki satır aranız benim buradaki 10 dakikama bedeldi ve ben o on dakikada neler gördüm, ne hayalkırıklıkları yaşadım ve ne kadar ağladım bir bilseniz.. cümlelerime gerektiği değeri sizler de vermiyorsunuz biliyorum, ziyanı yok. kimse de okumuyor henüz yazılarımı, komşularım taşınmadı henüz. çünkü adresim net değil hala.. eğer bir gün temelli gidersem bu evden, şehirden ve ülkeden bilin ki hepsinin canları cehenneme gitsin diye.
Basit insanlar gibi, kalbine, aşka tıkanıp kalmayı istemem. Ama bu on dakikada kalbime bir darbe daha indiğinden bugünlük basitseyeceğim kendimi..
Hayır konuşacak kimsem kalmadı. Önceden konuşurdum, hep. İçi-dışı bir derler ya, öyleydim. Ne oldu biliyor musunuz? İçimi benzettiler. Yok yere kürkleri, postları yok hayvanların. Hayvanlaştım. Artık aksine o kadar ciddi oldum ki, sürekli değil ancak, aniden oluveriyor herşey, ben farkına varmadan.. Konuşacak, ağlayacak zaman gidip ağlamamı sabırla dinleyecek ve en azından o an beni teselli edecek kimsem kalmadı. Varsa da benim elimde değil yapamıyorum artık. Bu yüzden de gitmek istiyorum yaşadığım, elimin değdiği her şehir maketinden, insandan. Yerimde duramamalarım da bu yüzden. Temiz, umut dolu, heyecanlı yeni başlangıçlar. Sanmayın sisler aralandı. Herşey buğulu hala... Yollar kapalı, dışarısı karlı, üzerime yağmur yağıyor, umudum damağımda gök kuşağı, kitap hırsızıma ihanet ediyorum sizlerle, sen, her kimsen ve beni hangi şartlar altında nasıl okuyup ne derece hissediyorsan, seninle..Liesel'i aldatıyorum seninle. Biraz daha kal istiyorum, yüreğim dökülsün azıcık daha.
Ama o kadar yanıyor ki canım, yazmak istemiyorum. Bilirsiniz iki işi aynı anda yapamıyorum. Yoksa ben de isterdim, hem gümbür gümbür ağlamayı hem de sizlerle sohbet etmeyi. Şimdilik affedin, yüreğimi soğuk suya daldırıp döneceğim.
7 Ocak 2012 Cumartesi
Karmakarışık içim...Kapıya yakın oturmak...En azından aklım kapıda. Belki henüz kapının ardına geçemedi, henüz kapıyı aşamadım belki. Ama kapı hemen sol yanımda işte. Bense değilmiş gibi davranmaya devam ediyorum.
Adımın bir önemi yoktu, tadımın, tenimin izinin, parmağımın ucunun, ruhumun başladığı ve uzandığı yerin... Beni, ben olarak kabul edemezdi kimse. Kimseyi de ben kendime katmadan kabul edemezdim. Yani kimseyi kendi olarak alamazdım bedenime. Benden öte değil, benle başlardı herşey...
2 Ocak 2012 Pazartesi
Yeni yılın ilk güzel günleri...ben henüz yeni yıla giremedim ya komşular...
henüz komşum yok ya hani, kendimi salak gibi hissediyorum. ama sanırım bu salak gibi hissetmeler sadece bununla alakalı değil...
kendimi ezilmiş hissediyorum...yalnız, mutsuz, karamsar...kafam o kadar karışık ki...hem kendimi suçluyorum sürekli, hem boğuluyorum hem eziliyorum...
tuzlu tuzlu sular...
baş ağrısı...
kalemsizlik...
ne zamandır aynaya bakıp, kendime acıyarak, kızarmış göz çevremi boğulmuş gözlerle süzmüyordum... yaptım komşular, yine ne olduysa kendi kendime yaptım... öğrendim sandığım herşeyin hatasını tekrar tekrar yaptığımı ve yine ama yine canımın acıdığını görmek boğuyor beni. seviyorum sözlerine kanmak boğuyor beni. sandığınız gibi değil.. bir kişi değil ellerini boynuma dolayıp sıkan...bir erkek ve aşk değil bu kadar yoran...Yorgunum demek bile istemiyorum, şikayet etmek bile istemiyorum.
uzun süredir acımı yazmamıştım...
bencillik...benim de edinmem gereken büyük bir erdem oldu, gözümü diktiğim...
kendime yapabileceğim en büyük işkenceleri ısrarla belime doluyormuşum gibi hissediyorum. 'onlar' ne yaptılar bana biliyorum, sürekli kendimi suçluyorum ama. 'onlar'sa sürekli onları suçladığımı sanıyorlar, onlara kızdığımı, küfrettiğimi, ağladığımı, sövdüğümü... oysa hepsi kendim için..
hep kendime kızıyorum, hep kendimi bokluyorum.
bak cesaretim yok artık, geç oldu, yorgunum...
tek istediğim çocukluğum..oysa çocukluğumda da sevmezdim ben kendimi. ağlardım, hüzünler biriktirirdim minik kalbimde... daha o zamanlar öğrendim sanırdım, eğer annen seni sevmiyorsa küçük çocuk, kimse seni bağrına basamaz. büyüdükçe unuttum bunu, büyüdükçe kandırdım kendimi. yine suçlanan bendim, yine ben tarafından, o bir yalan inanma ona diyen yine benim içimden biriydi.
Sürekli ha gayret dedim, şarkıdaki gibi. mutlu olmadım mı komşular? siz hiç mutsuz oldunuz mu?
unuttular beni, ne acılarla büyüdüğümü, neleri fark edip, neleri örnek aldığımı, sevmeyi sevilmeyi ne çok sevdiğimi...hayata güzel şeyler getiren biri olamıyorum belki, belki sırf hüzünü taşıyorum hayatınıza, ama nerden bilebilirdim ki, sizin hüzne bu kadar değer vermediğinizi? kendi övmelere girer tüm hüzünlerim, saklı kalsınlar bende..
ama kırmasaydınız beni böyle...ben bu yaşta, bu halde hala, boşlukta, belki hiç istemediğim bu hayatı yaşarken sizlerin de az da olsa sebebiyle, siz bben
ana bu kadar sırtınızı dönmeyecektiniz. siz sırtınızı dönüp ben açken karnınızı doyurmayacaktınız, siz ben üzgünken, benim gözümün içine baka baka mutluluk dansları yapmayacaktınız... soracaktınız en azından, dahil etmek isteyecektiniz... ben ki siz açken, sizle açlık grevine girebilecek gönüllülüğündeyken siz tokluğunuz a rağmen kocaman savunmalarla karşıma gelmeyecektiniz.
ben burada, bunları yazarken, ağlarken, kalbimi buzla örerken, siz....siz....
siz bensiz olamazdınız... doğrusu buydu gönlümdeki dostluğun, gerçeği buydu kalbimdeki aşkın...
yıllarca bok attığım, çokça kendisinden nefret ettiğim, olumsuz örnek olarak baş tacı edindiğim o kadın... anneme....ona dönüşmeyecektim ben yaşlandıkça... onun gibi kimse beni sevmiyor diye ağlayarak dolaşmayacaktım etrafta.... dolaşmamak için çırpındım, savundum, ağladım, bağırdım, çığlık attım, küstüm bile size... sizin söylediğiniz tek şey benim öyle, böyle, şöyle oluşum oldu. korumadınız beni. niyetim habire sizleri suçlamak hiç değil. daha çok sevebilirdim sizi, daha çok kollardım herşeyden, eğer ki siz sadece kendinizden korumuş olsaydınız beni. insanlığınızdan koruyabilseydiniz beni...
yaptıklarım için size, üzgünüm... öyle büyük büyük olaylar değil ha bunlar, yanlış sanmayın komşular....
ben açtım onlar doyarken, onlar mutlulukla sarhoşken, ben onlar için sürprizler düşünürken, onların beni kendi sürprizlerinin dışında bırakmalarıydı mesele... bunlar ve pek çok benzeri...
istemiyorum kimseyi sevmeyi, güvenmeyi... isteğim karanlık bir gökyüzü, uzuuun upuzun boş bir vadi, karanlık... ortasında ben, tepemde minik bir ışık, evet mahcubum komşular, korkuyorum azıcık karanlıktan.. sevdiğim müzikler, kitaplarım ve ben. keşke dedikleri gibi ıssız bir adaya düşsem...
ve her giden parçam yerine, yenisini doğurdum...
sanmayın büyük bir vurgun yedim komşular, sanmayın derdim dünya kadar... hüznü severim, gözyaşına verdiğim değeri, gelip geçici, uçucu gülücüklere vermem... yalandan gülümseyin bana dert değil, ama yalandan ağlamayın... yalandan sevin, ama yalandan nefret etmeyin...
kendimi bir adım daha atamaz, bir kez daha gülemez hissediyorum. bilirim herkes hissetti bunu, benim kadar sık, benim kadar yoğun ya da değil. hissedenler de bilir, bu duygu kalıcı değil... kendi acımı küçümseyerek iyileşebilirim ben. başkalarının acıları bana güç verebilir...
Kendimi iyileştirme derdindeyken bile, yalnız bırak beni ısrarları ve tehditleriyle, kırmaya devam ediyorum. görüyorsunuz ya, ben hala kötü biriyim... ben bile insanlığımdan sıyrılamıyorum... ağlamaktan içimi dışımın kılıfı ettim. eski, üzgün, yorgun, karamsar, mutsuz ergenliğime döndüm. nedeniyse, yine sevgisiz ve yalnız hissetmem... müziğe ve sevgiye bu derece bağlı olmasaydım, belki kitaplara ve insanlara da bağlı olmazdım. o zaman gözyaşım da akmazdı ardı sıra ve o zaman bunları da yazmazdım, kimseye de uzun uzun şikayet etmezdim, değil mi komşular?
Böyle zamanlarımda kendime kızdığım şeylerin başında, bir sığınak aramak geliyor. en büyük hatan bu diye yine kendime saydırıyorum... tek başına ayakta duramıyorsun, acını bile tek başına yaşayamıyorsun sen oluyor ardından gelenler...
...please teach me gentle how to breathe....
derin nefesler alarak, uzun izler bırakan göz suyu akıtarak ve bu şarkıları dinleyerek yazdığım tüm bu yazılar içimin sızısı... ruhumun yere diz çökmüşlüğü... yalnız mıyım? görünen o ki hayır, ama her görünen gerçekten var mı sizce? sanmayın... yalnızım... kendim bile kendimden uzaktayım... aklım piyano tuşlarının altında eziliyor, gönlüm buradan çok uzakta...
daha fazla ağlayamayacağım, daha fazla yazamayacağım...
madem onlar bensiz doyuyor, madem bensiz mutluluk dansları devam edebiliyor... ben de karnımı doyururum, tek kişilik soframda...ben de her zamanki gibi yalnız dans ederim. ağlamadan sırayla...
siz hiç aç kalmayın, siz hep dans edin, ağlayarak ya da gülerek...
süpürgeden partnerle ya da çift kişilik danslarla...
henüz komşum yok ya hani, kendimi salak gibi hissediyorum. ama sanırım bu salak gibi hissetmeler sadece bununla alakalı değil...
kendimi ezilmiş hissediyorum...yalnız, mutsuz, karamsar...kafam o kadar karışık ki...hem kendimi suçluyorum sürekli, hem boğuluyorum hem eziliyorum...
tuzlu tuzlu sular...
baş ağrısı...
kalemsizlik...
ne zamandır aynaya bakıp, kendime acıyarak, kızarmış göz çevremi boğulmuş gözlerle süzmüyordum... yaptım komşular, yine ne olduysa kendi kendime yaptım... öğrendim sandığım herşeyin hatasını tekrar tekrar yaptığımı ve yine ama yine canımın acıdığını görmek boğuyor beni. seviyorum sözlerine kanmak boğuyor beni. sandığınız gibi değil.. bir kişi değil ellerini boynuma dolayıp sıkan...bir erkek ve aşk değil bu kadar yoran...Yorgunum demek bile istemiyorum, şikayet etmek bile istemiyorum.
uzun süredir acımı yazmamıştım...
bencillik...benim de edinmem gereken büyük bir erdem oldu, gözümü diktiğim...
kendime yapabileceğim en büyük işkenceleri ısrarla belime doluyormuşum gibi hissediyorum. 'onlar' ne yaptılar bana biliyorum, sürekli kendimi suçluyorum ama. 'onlar'sa sürekli onları suçladığımı sanıyorlar, onlara kızdığımı, küfrettiğimi, ağladığımı, sövdüğümü... oysa hepsi kendim için..
hep kendime kızıyorum, hep kendimi bokluyorum.
tek istediğim çocukluğum..oysa çocukluğumda da sevmezdim ben kendimi. ağlardım, hüzünler biriktirirdim minik kalbimde... daha o zamanlar öğrendim sanırdım, eğer annen seni sevmiyorsa küçük çocuk, kimse seni bağrına basamaz. büyüdükçe unuttum bunu, büyüdükçe kandırdım kendimi. yine suçlanan bendim, yine ben tarafından, o bir yalan inanma ona diyen yine benim içimden biriydi.
Sürekli ha gayret dedim, şarkıdaki gibi. mutlu olmadım mı komşular? siz hiç mutsuz oldunuz mu?
unuttular beni, ne acılarla büyüdüğümü, neleri fark edip, neleri örnek aldığımı, sevmeyi sevilmeyi ne çok sevdiğimi...hayata güzel şeyler getiren biri olamıyorum belki, belki sırf hüzünü taşıyorum hayatınıza, ama nerden bilebilirdim ki, sizin hüzne bu kadar değer vermediğinizi? kendi övmelere girer tüm hüzünlerim, saklı kalsınlar bende..
ama kırmasaydınız beni böyle...ben bu yaşta, bu halde hala, boşlukta, belki hiç istemediğim bu hayatı yaşarken sizlerin de az da olsa sebebiyle, siz bben
ana bu kadar sırtınızı dönmeyecektiniz. siz sırtınızı dönüp ben açken karnınızı doyurmayacaktınız, siz ben üzgünken, benim gözümün içine baka baka mutluluk dansları yapmayacaktınız... soracaktınız en azından, dahil etmek isteyecektiniz... ben ki siz açken, sizle açlık grevine girebilecek gönüllülüğündeyken siz tokluğunuz a rağmen kocaman savunmalarla karşıma gelmeyecektiniz.
ben burada, bunları yazarken, ağlarken, kalbimi buzla örerken, siz....siz....
siz bensiz olamazdınız... doğrusu buydu gönlümdeki dostluğun, gerçeği buydu kalbimdeki aşkın...
yıllarca bok attığım, çokça kendisinden nefret ettiğim, olumsuz örnek olarak baş tacı edindiğim o kadın... anneme....ona dönüşmeyecektim ben yaşlandıkça... onun gibi kimse beni sevmiyor diye ağlayarak dolaşmayacaktım etrafta.... dolaşmamak için çırpındım, savundum, ağladım, bağırdım, çığlık attım, küstüm bile size... sizin söylediğiniz tek şey benim öyle, böyle, şöyle oluşum oldu. korumadınız beni. niyetim habire sizleri suçlamak hiç değil. daha çok sevebilirdim sizi, daha çok kollardım herşeyden, eğer ki siz sadece kendinizden korumuş olsaydınız beni. insanlığınızdan koruyabilseydiniz beni...
yaptıklarım için size, üzgünüm... öyle büyük büyük olaylar değil ha bunlar, yanlış sanmayın komşular....
ben açtım onlar doyarken, onlar mutlulukla sarhoşken, ben onlar için sürprizler düşünürken, onların beni kendi sürprizlerinin dışında bırakmalarıydı mesele... bunlar ve pek çok benzeri...
istemiyorum kimseyi sevmeyi, güvenmeyi... isteğim karanlık bir gökyüzü, uzuuun upuzun boş bir vadi, karanlık... ortasında ben, tepemde minik bir ışık, evet mahcubum komşular, korkuyorum azıcık karanlıktan.. sevdiğim müzikler, kitaplarım ve ben. keşke dedikleri gibi ıssız bir adaya düşsem...
sanmayın büyük bir vurgun yedim komşular, sanmayın derdim dünya kadar... hüznü severim, gözyaşına verdiğim değeri, gelip geçici, uçucu gülücüklere vermem... yalandan gülümseyin bana dert değil, ama yalandan ağlamayın... yalandan sevin, ama yalandan nefret etmeyin...
kendimi bir adım daha atamaz, bir kez daha gülemez hissediyorum. bilirim herkes hissetti bunu, benim kadar sık, benim kadar yoğun ya da değil. hissedenler de bilir, bu duygu kalıcı değil... kendi acımı küçümseyerek iyileşebilirim ben. başkalarının acıları bana güç verebilir...
Kendimi iyileştirme derdindeyken bile, yalnız bırak beni ısrarları ve tehditleriyle, kırmaya devam ediyorum. görüyorsunuz ya, ben hala kötü biriyim... ben bile insanlığımdan sıyrılamıyorum... ağlamaktan içimi dışımın kılıfı ettim. eski, üzgün, yorgun, karamsar, mutsuz ergenliğime döndüm. nedeniyse, yine sevgisiz ve yalnız hissetmem... müziğe ve sevgiye bu derece bağlı olmasaydım, belki kitaplara ve insanlara da bağlı olmazdım. o zaman gözyaşım da akmazdı ardı sıra ve o zaman bunları da yazmazdım, kimseye de uzun uzun şikayet etmezdim, değil mi komşular?
...please teach me gentle how to breathe....
derin nefesler alarak, uzun izler bırakan göz suyu akıtarak ve bu şarkıları dinleyerek yazdığım tüm bu yazılar içimin sızısı... ruhumun yere diz çökmüşlüğü... yalnız mıyım? görünen o ki hayır, ama her görünen gerçekten var mı sizce? sanmayın... yalnızım... kendim bile kendimden uzaktayım... aklım piyano tuşlarının altında eziliyor, gönlüm buradan çok uzakta...
daha fazla ağlayamayacağım, daha fazla yazamayacağım...
madem onlar bensiz doyuyor, madem bensiz mutluluk dansları devam edebiliyor... ben de karnımı doyururum, tek kişilik soframda...ben de her zamanki gibi yalnız dans ederim. ağlamadan sırayla...
siz hiç aç kalmayın, siz hep dans edin, ağlayarak ya da gülerek...
süpürgeden partnerle ya da çift kişilik danslarla...
30 Aralık 2011 Cuma
Bugün çok sinirliydim, kesinlikle tahammülsüzdüm ve hala da its over dude diyemiyorum... Sebebini bilmiyorum dün geceki saat 10 gibi yatışımın ardından öğlen kalkışım yüzünden olabilir.. Yarın yeni yıl gecesi..Herkes bir noel zıtlığıdır tutturmuş, hey people Noel is over !! Sanıyorlar ki ayıp, günah ağaç süslemek...Neler derdim, ne kavgalar ederdim bu hurafeler için ancak değmez bile.
Nerden nereye sorusunu bana ya da kendinize çok soracaksınız benim bloğumda, tipik bir yay ve tipik bir düşünce kedisiyim :) Daldan dala hızla dalabilir, kökten de ayrılmayarak sizi şaşırtabilirim. Şu Facebook da nasıl bu kadar güzel photoshoplar yapıyorlar nasıl bu kadar güzel fotoğraf sahibi olabiliyorlar ağzım açık kalıyore :) Bazıları çok cool olacağım diye kimlik dışı davranışlar sergileyerek gülüşümü hak ediyorlar o ayrı elbette..
Herneyse bugün sevdiğimin hemcins kanı gelecek buralara, yarın da hep beraber eğleneceğiz, pek çok insan ve sevdiğimle..Eğlence derecesi şimdilik belirsiz ki belirsizliğe katlanabildiğim tek nokta bu sanıyorum, nefret ettiklerimin başında yer alır şu belirsizlik yoksa...Ve eğer bir beklentiye girdiysem a komşular, bilin ki o olmaz...Hayalkırıklığına karşı çok savunmasızım, hayat bacım da sağolsun hep beni bunlarla başbaşa bırakıyor, sıkıyorsa hallet bunu da diye :) Öyle ya da böyle sindiriliyor durum, ne hayat kazanıyor ne ben :) Birazdan trenden ineceğim haberiyle sokaklara dökülüp yeşil minik bir barda içkilerimizi dipleyeceğiz, sonrası belirsiz komşular..Bu saçla bu tahammülsüzlükle sokağa adım atmak istemem ancak Çin'den yeni gelen ayakkabılarıma doymuş değilim, sokağa çıkayım ve şu kış günlerinde hep aynı model giyilen ayakkabı ve botlardan farklı olan cicilerimi millete göğsümü gere gere göstereyim istiyorum :) Kadınlık halleri volume bilmem kaç :) Yine yazarım komşular. Henüz kimse taşınmadı yanıma ama bir gün komşularımın arsası dolmaya başlayacak, in God we trust. (God?)
Nerden nereye sorusunu bana ya da kendinize çok soracaksınız benim bloğumda, tipik bir yay ve tipik bir düşünce kedisiyim :) Daldan dala hızla dalabilir, kökten de ayrılmayarak sizi şaşırtabilirim. Şu Facebook da nasıl bu kadar güzel photoshoplar yapıyorlar nasıl bu kadar güzel fotoğraf sahibi olabiliyorlar ağzım açık kalıyore :) Bazıları çok cool olacağım diye kimlik dışı davranışlar sergileyerek gülüşümü hak ediyorlar o ayrı elbette..
Herneyse bugün sevdiğimin hemcins kanı gelecek buralara, yarın da hep beraber eğleneceğiz, pek çok insan ve sevdiğimle..Eğlence derecesi şimdilik belirsiz ki belirsizliğe katlanabildiğim tek nokta bu sanıyorum, nefret ettiklerimin başında yer alır şu belirsizlik yoksa...Ve eğer bir beklentiye girdiysem a komşular, bilin ki o olmaz...Hayalkırıklığına karşı çok savunmasızım, hayat bacım da sağolsun hep beni bunlarla başbaşa bırakıyor, sıkıyorsa hallet bunu da diye :) Öyle ya da böyle sindiriliyor durum, ne hayat kazanıyor ne ben :) Birazdan trenden ineceğim haberiyle sokaklara dökülüp yeşil minik bir barda içkilerimizi dipleyeceğiz, sonrası belirsiz komşular..Bu saçla bu tahammülsüzlükle sokağa adım atmak istemem ancak Çin'den yeni gelen ayakkabılarıma doymuş değilim, sokağa çıkayım ve şu kış günlerinde hep aynı model giyilen ayakkabı ve botlardan farklı olan cicilerimi millete göğsümü gere gere göstereyim istiyorum :) Kadınlık halleri volume bilmem kaç :) Yine yazarım komşular. Henüz kimse taşınmadı yanıma ama bir gün komşularımın arsası dolmaya başlayacak, in God we trust. (God?)
29 Aralık 2011 Perşembe
Şu sıralar Barack Obama'nın Babamdan Hayaller bitti ve paralel olarak devam ettiğim kitapları bir kenara bırakıp yeni yıl şerefine yeni bir kitaba başladım hemen :)
Franz Kafka'dan Milena'ya mektuplar... Bana taa lisede tanıştığım arkadaşım Milena'yı hatırlatıyor bu kitap, ben de kendisiyle bir süreliğine mektuplaşmıştım...Sanal alem olayım yok tabii o zamanlar, çocuğuz daha :) Sonra elbette koptuk, nerede ne yapıyor, hala dans ediyor mu bilmiyorum. Kulakların çınlasın Milena!! :) Türk Sanat Müziği olayına çok sardım sanıyorum :D
Yılbaşı da geldi komşular...
Franz Kafka'dan Milena'ya mektuplar... Bana taa lisede tanıştığım arkadaşım Milena'yı hatırlatıyor bu kitap, ben de kendisiyle bir süreliğine mektuplaşmıştım...Sanal alem olayım yok tabii o zamanlar, çocuğuz daha :) Sonra elbette koptuk, nerede ne yapıyor, hala dans ediyor mu bilmiyorum. Kulakların çınlasın Milena!! :) Türk Sanat Müziği olayına çok sardım sanıyorum :D
Yılbaşı da geldi komşular...
Güzel bir ev partisi düşünüyoruz ama neler olur bilemem.. İlk oynadığımızda çok hoşumuza giden ve bir daha oynama şansı yakalayamadığım Mafya-Köylü oyunuyla coşacağız yine :) Öyle demeyin ama, biz kıro değiliz, oynayın bak ne güzel eğleniyor insan....
Bu arada komşularım, herkes çok hasta, ben de karar veremedim şu bünyeme güçlü mü zayıf mı, en fazla grip olurum o da sistemi çökertiyor, ancak şuanda herkes hasta ama ben çemberin etrafında dolanıyorum, ne dersiniz çok mu zayıfım çok mu güçlüyüm? :)
Herkesin hasta olduğu bu zamanlarda, kendinize dikkat edin komşular...
Bugün daha aktifim bloğumda... Pek büyük olaylarım yok öyle başıma gelen...Ama sıradan bir insanın başına gelenlerden de farklı değil... Bugün yine yayına yetiştim, yetişebildim yani evet...Final haftasına gelene kadar hazırladığım tüm ödev ve diğer sınav notlarını geçen gene sisteme işlemiştim zaten,şuanda tek görevim finalleri hazır etmek...Genelde derdim hayatta, mezuniyet sonrası iyi bir yer edinmek...Sevdiğim adamla yaşıyorum ama birlikte yaşamıyormuşuz gibi... Herkes kendi halinde takılıyor, bazen iyi bazen kötü... Kitaplar, müzik, loş ışığımdan geri kalıyorum diyebilirim...
Bu ayın 17sinde, doğum günümdü ve genelde gelenek görenek gibi aman aman törenler gerektiren olayları hiç sevmem...Bebekliğimden bu yana gelinlik sevmem giymem der dururum, herkes de aksini iddia eder durur, devran böyle sürüp gidiyor hala...Ancak doğum günümde,aman aman beklentilerim olmadığı halde, küçük olduğuna inandığım beklentilerim de gerçekleşmedi...
Geçmişe dönüp baktıkça hiç güzel bir doğum günü yaşadığımı hatırlayamıyorum...Küçükken kocamaaan ayılar beklerdim, büyüyünce almasın kimse üzülürüm diye avundum, büyüdüm, hayatıma birçok erkek, bir sürü arkadaş girdi çıktı... Genelde büyük olaylara değil detaylara takılan biri olarak küçük beklentim vardı ama olmadı ve ben doğum günümde çok üzgündüm..Sevgilimin en azından yapmasını beklediğim birkaç şey vardı, güzel bir organizasyon gibi...Organizasyon kelimesinin fiyakasına da kanmayın, sadece tanıdıkları bir kafeye toplamak ve birlikte sohbet ortamı yaratmak. Pasta mumu üflemek gibi tüm kafeye 'Bakın bugün benim doğum günü, lanet olsun, hepiniz kıskanın' etkisi vermemek için özellikle uyarmıştım, pasta hediye vs istemiyorum diye...Bu bile olmayınca a komşular, içim öyle acıdı ki... Evet çok dostu olan biri değilim, arkadaş edinirim severim ama organizasyon eksikliği, o, bu, derken açıktı kaldım...Doğum günü için toplanılacak mekana ben sevgilimle gittim, ilk giden bizdik ve gelmesi gereken arkadaşım başka birinin doğum günü için hediye peşinde koşturuyordu.Dolayısıyla geç geldiler...Kısacası toplamda 5 kişiydik masada ve sevgilim üzerime bira döktü...Geç gelen arkadaşlarımdan biri diğeriyle tartıştı...Enteresan bir geceydi çok enteresan bir geceydi...
Nasıl bu kadar uzun yazarlar diye şaşarak baktığım blog sahiplerine dönüşüverdim habersiz :)
Bu blog sayesinde yazı yeteneğimi geri çağırabileceğime inanıyorum komşular.. Benimle kalın..
Bu ayın 17sinde, doğum günümdü ve genelde gelenek görenek gibi aman aman törenler gerektiren olayları hiç sevmem...Bebekliğimden bu yana gelinlik sevmem giymem der dururum, herkes de aksini iddia eder durur, devran böyle sürüp gidiyor hala...Ancak doğum günümde,aman aman beklentilerim olmadığı halde, küçük olduğuna inandığım beklentilerim de gerçekleşmedi...
Geçmişe dönüp baktıkça hiç güzel bir doğum günü yaşadığımı hatırlayamıyorum...Küçükken kocamaaan ayılar beklerdim, büyüyünce almasın kimse üzülürüm diye avundum, büyüdüm, hayatıma birçok erkek, bir sürü arkadaş girdi çıktı... Genelde büyük olaylara değil detaylara takılan biri olarak küçük beklentim vardı ama olmadı ve ben doğum günümde çok üzgündüm..Sevgilimin en azından yapmasını beklediğim birkaç şey vardı, güzel bir organizasyon gibi...Organizasyon kelimesinin fiyakasına da kanmayın, sadece tanıdıkları bir kafeye toplamak ve birlikte sohbet ortamı yaratmak. Pasta mumu üflemek gibi tüm kafeye 'Bakın bugün benim doğum günü, lanet olsun, hepiniz kıskanın' etkisi vermemek için özellikle uyarmıştım, pasta hediye vs istemiyorum diye...Bu bile olmayınca a komşular, içim öyle acıdı ki... Evet çok dostu olan biri değilim, arkadaş edinirim severim ama organizasyon eksikliği, o, bu, derken açıktı kaldım...Doğum günü için toplanılacak mekana ben sevgilimle gittim, ilk giden bizdik ve gelmesi gereken arkadaşım başka birinin doğum günü için hediye peşinde koşturuyordu.Dolayısıyla geç geldiler...Kısacası toplamda 5 kişiydik masada ve sevgilim üzerime bira döktü...Geç gelen arkadaşlarımdan biri diğeriyle tartıştı...Enteresan bir geceydi çok enteresan bir geceydi...
Nasıl bu kadar uzun yazarlar diye şaşarak baktığım blog sahiplerine dönüşüverdim habersiz :)
Bu blog sayesinde yazı yeteneğimi geri çağırabileceğime inanıyorum komşular.. Benimle kalın..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




